Memici’ya hoş geldiniz. Bu yazımızda merak ettiğiniz “Şeriatı reddeden bir kişi dinden çıkar mı” konusunu sizin için araştırdık.
Şeriatı Reddeden Bir Kişi Dinden Çıkar mı?
Kayseri’de sonbahar başka oluyor. Özellikle akşam ezanından sonra sokaklara çöken o serinlik… İnsan ister istemez içine dönüyor. O gün de öyle olmuştu. Hunat’ın oralardan yürüyüp eve dönüyordum. Elimde yarım kalmış bir kahve, kulağımda eski bir Ahmet Kaya şarkısı vardı. Hava griydi ama içim daha griydi.
Bazı sorular vardır, insanın zihnine bir kez girince kolay kolay çıkmaz. Günlerce düşünürsün. Bazen bir cümle yüzünden uykun kaçar. İşte benim birkaç haftadır kafamı kurcalayan soru şuydu:
“Şeriatı reddeden bir kişi dinden çıkar mı?”
Bu soruyu ilk duyduğum an sıradan bir tartışmanın içinde değildim. Çok sevdiğim bir arkadaşımın gözleri doluydu. Sesinde korku vardı. İnsan bazen en ağır cümleleri bağırarak değil, titreyerek kuruyor.
Bir Çay Ocağında Başlayan Gece
O akşam Talas’taki küçük çay ocağında oturuyorduk. Mekân kalabalık değildi. Sobanın üstünde çay fokurdayıp duruyordu. Camlar buğulanmıştı. Ben defterime birkaç cümle karalıyordum. Günlük tutmayı çocukluğumdan beri bırakmadım. İnsan yazınca hafifliyor sanıyor ama bazen kelimeler de yük oluyor.
Karşımda oturan Emre bir anda şöyle dedi:
“Bir insan şeriatı kabul etmiyorsa direkt dinden çıkar diyorlar. Bu doğru mu sence?”
O an elimdeki kalem durdu.
Emre’yi yıllardır tanıyordum. Sessiz bir çocuktu. Kimseye zarar vermezdi. Ama son zamanlarda üzerinde garip bir ağırlık vardı. Sürekli bir şeylerden korkuyordu. Yanlış düşünmekten, yanlış konuşmaktan, hatta bazen yanlış hissetmekten bile korkuyordu.
İnsan korkuyla yaşayınca yüzü değişiyor. Bunu fark ettim.
Ben hemen cevap veremedim. Çünkü bu mesele sosyal medyada birkaç cümleyle konuşulacak kadar basit değildi. Din hakkında konuşurken insanın dili titremeli bence. Özellikle birinin imanını sorgulamak… Çok ağır bir şey.
Dedemin Eski Sözleri
O gece eve dönünce dedemi düşündüm. Rahmetli çok sakin bir adamdı. Sert konuşmazdı. Din anlatırken korkutmazdı hiç. Çocukken bana şöyle demişti:
“Allah’ı insanlara nefret ettirerek değil, merhametiyle anlatsınlar.”
Bu söz yıllardır aklımdadır.
Ben dini meselelerde kesin hükümler savurmayı hiçbir zaman sevemedim. Çünkü herkesin hikâyesi farklı. Herkes aynı yerden bakmıyor hayata. Bir insan bazen öfkeyle konuşur, bazen bilgisizlikle, bazen yaşadığı kötü deneyimler yüzünden bazı kavramlara tepki duyar.
Şeriat kelimesi de böyle olmuştu zaten. Kimisi için adalet demekti, kimisi için korku. Kimisi televizyonda gördüğü görüntülerden dolayı ürküyordu bu kelimeden. Kimisi de dini tamamen bunun üzerinden tanımlıyordu.
Ama bir insanın iç dünyasını bilmeden hemen “dinden çıktı” demek… Bilmiyorum. Bana hep çok ağır geldi.
İnsanların Kalbine Bu Kadar Kolay Hüküm Verilir mi?
Ertesi gün sabah erkenden uyandım. Kayseri’nin ayazı pencerenin kenarından içeri sızıyordu. Annem mutfakta börek yapıyordu. O kadar normal bir sabahtı ki… Ama benim içimde sürekli aynı soru dönüyordu.
İnsan neden hemen birbirini dinden çıkarmaya çalışıyor?
Bu soru beni gerçekten yoruyor bazen.
Çünkü ben çevremde çok farklı insanlar gördüm. İnançlı ama kırgın insanlar… İnançlı ama kafası karışık insanlar… Dua etmek isteyip edemeyen insanlar… Allah’a inanıp bazı meseleleri anlayamayan insanlar…
Hayat siyah beyaz değil.
Bence bir insanın şeriatı reddetmesi meselesinde önce şunu anlamak gerekiyor: O kişi neyi reddediyor?
Gerçekten Allah’ın hükmünü mü inkâr ediyor?
Yoksa tarih boyunca din adına yapılan yanlışları mı?
Yoksa “şeriat” denince zihninde oluşan korkutucu görüntülere mi tepki veriyor?
Bunlar çok farklı şeyler.
Ben âlim değilim. Fetva verecek biri hiç değilim. Ama şunu biliyorum: İnsanların kalbini yalnız Allah bilir.
Ve bu düşünce beni biraz olsun sakinleştiriyor.
Emre’nin Gözleri Hâlâ Aklımda
Birkaç gün sonra Emre yine aradı beni. Bu kez sesi daha kötü geliyordu.
“Ben galiba kötü bir insan oldum.”
Bu cümleyi duyunca içim parçalandı.
Bir insanın kendinden bu kadar korkması normal değil.
Gece dışarı çıktık. Cumhuriyet Meydanı’nda yürüdük biraz. Hava buz gibiydi. İnsanların yüzünde telaş vardı. Herkes bir yere yetişiyordu. Bizse hayatın ortasında sıkışıp kalmış iki kişi gibiydik.
Emre uzun süre sustu.
Sonra dedi ki:
“Ben Allah’ı seviyorum ama bazı şeyleri anlamıyorum.”
İşte o an boğazım düğümlendi.
Çünkü bu cümle çok gerçekti.
Bazı insanlar dini tartışmaları sadece bilgi üzerinden yapıyor. Ama işin içinde korku olunca, vicdan olunca, gece yatağa girince gelen düşünceler olunca mesele değişiyor.
Ben Emre’ye şunu söyledim:
“Anlamaya çalışmak başka şey, inkâr etmek başka şey.”
Uzun süre konuşmadı. Sonra sadece başını salladı.
Dinin İçinde Korkudan Çok Merhamet Aradım
Ben küçükken camileri severdim. Özellikle kandil gecelerini… İnsanların sessizce dua edişini izlemek huzur verirdi bana.
Ama büyüdükçe fark ettim ki bazı insanlar dini sürekli korkuyla anlatıyor.
Sanki Allah sadece ceza vermek için bekliyormuş gibi…
Bu beni çok yordu.
Çünkü Kur’an’da en çok geçen şeylerden biri merhamet. Ama insanlar bazen bunu unutuyor.
Bir insanın imanını sorgulamak kolay değil. Hele ki internet çağında herkes birbirine fetva dağıtır olmuşken…
Bir cümle kuruyorsun, hemen biri çıkıp seni dinden çıkarıyor.
Bu çok tehlikeli bence.
Çünkü insanları Allah’a yaklaştırmak yerine uzaklaştırıyor.
Babamla Yaptığım O Konuşma
Bir gece babamla oturuyorduk. Televizyon açıktı ama ikimiz de izlemiyorduk. Çay içiyorduk sessizce.
Konu bir şekilde yine buraya geldi.
Babam bana şöyle dedi:
“Evladım, insanların inancını yargılamak ateşle oynamak gibidir.”
Sonra uzun süre sustu.
Babam çok konuşan biri değildir. Ama bazen tek cümlesi saatlerce düşündürür beni.
O gece odamda uzun uzun düşündüm.
Biz neden insanları hemen etiketliyoruz?
Neden herkes birbirinin iman bekçisi olmuş durumda?
Bir insan soru sorunca neden hemen kötü ilan ediliyor?
Bence insan bazen korktuğu için sorar.
Bazen öğrenmek için.
Bazen sadece içi rahatlasın diye…
Şeriatı Reddeden Bir Kişi Dinden Çıkar mı Sorusu Neden Bu Kadar Ağır?
Çünkü bu soru sadece bilgiyle ilgili değil.
Bu soru korkuyla ilgili.
Vicdanla ilgili.
Aidiyetle ilgili.
İnsan bazen yanlış anlaşılmaktan çok korkuyor.
Ben bunu Emre’de gördüm.
Kendi içimde de gördüm.
Çünkü bazı dini meselelerde insanlar öyle sert konuşuyor ki… Sanki merhamet unutulmuş gibi hissediyorsun.
Oysa bir insanın niyetini bilmeden kesin konuşmak çok büyük sorumluluk.
Ben şuna inanıyorum:
Bir insanın Allah’a olan bağı dışarıdan bakınca tamamen anlaşılamaz.
Kimin içinde nasıl bir mücadele var bilmiyoruz.
Kim gece gizlice dua ediyor bilmiyoruz.
Kim ağlayarak tövbe ediyor bilmiyoruz.
Kim sadece anlaşılmak istiyor bilmiyoruz.
Bilmiyoruz.
Ve bazen bunu kabul etmek gerekiyor.
Kayseri Geceleri ve İçimdeki Sessizlik
Geçen hafta yine yürüyüşe çıktım. Erciyes uzaktan görünüyordu. Hava çok soğuktu. Ellerim cebimdeydi.
Kendi kendime düşündüm:
İnsan neden bu kadar yoruluyor?
Galiba en çok da anlaşılmamaktan.
Din insanın içinde huzur olması gereken bir şeyken bazen insanlar yüzünden korkuya dönüşebiliyor.
Bu beni gerçekten üzüyor.
Çünkü ben Allah’a yaklaşmanın biraz da umutla ilgili olduğunu düşünüyorum.
Sürekli korkuyla değil.
Sonunda Şunu Anladım
O gece eve gelip günlüğüme uzun uzun yazdım. Sayfalar doldu. Bazı yerlerde gözlerim doldu gerçekten.
Şunu fark ettim:
İnsanların imanını konuşurken çok dikkatli olmak gerekiyor.
Şeriatı reddeden bir kişi dinden çıkar mı sorusunun cevabını herkes kolayca dağıtılan hükümler gibi konuşuyor olabilir. Ama gerçek hayat öyle değil.
Gerçek hayat insanların kırılmış kalpleriyle dolu.
Kafası karışmış gençlerle dolu.
Korkularıyla mücadele eden insanlarla dolu.
Ben artık birini hemen yargılayan insanlardan korkuyorum biraz.
Çünkü merhametsiz kesinlik çok ürkütücü geliyor bana.
Belki de bazen insanların en çok ihtiyaç duyduğu şey suçlanmak değil, anlaşılmak.
Bunu düşündükçe içimde küçük bir umut oluşuyor.
Belki bir gün insanlar birbirine hüküm vermeden de konuşabilir.
Belki bir gün dini meselelerde bağırmadan konuşmayı öğrenebiliriz.
Belki bir gün korkutmadan anlatabiliriz.
Bilmiyorum.
Ama ben hâlâ buna inanmak istiyorum.