İçeriğe geç

Perşembe Yaylası kaç rakım ?

Perşembe Yaylası ve “kaç rakım?” sorusunun insanın zihnini ele geçirme gücü

Merhaba! Memici sayfasına hoş geldiniz. Bugün gündemimizde “Perşembe Yaylası kaç rakım” var.

İzmir’de yaşıyorum. Yazın asfaltın üstünde yumurta kırmayı teorik olarak değil, pratik olarak deneyimlemiş bir insanım. Hani bazı şehirler vardır ya, güneşle anlaşması var gibi… İşte bizde öyle bir şey var. O yüzden “yayla” kelimesi geçince beynim otomatik olarak bir rahatlama modu açıyor. Sanki bilgisayarım fan hızını artırmış gibi değil de sessiz moda geçmiş gibi.

Geçen gün arkadaş grubunda klasik muhabbet dönüyor. Kimse de derin felsefe yapmıyor aslında ama konu bir şekilde hayatın anlamına bağlanıyor. Bir arkadaş dedi ki:

— “Perşembe Yaylası’na gitsek ya…”

Ben direkt refleks:

— “Kaç rakım orası?”

İşte tam burada hayat duruyor. Çünkü bazı sorular var, cevabından çok hissi önemli. Ama ben yine de rakamla rahatlayan tiplerdenim. İçimdeki İzmirli mühendis ruhu “sayısal veri yoksa güven yok” diye bağırıyor.

Ve böylece hikâye başladı: Perşembe Yaylası kaç rakım? sorusu sadece bir bilgi arayışı değil, aynı zamanda benim zihinsel kaçış planım oldu.

Perşembe Yaylası kaç rakım? ve rakımın insan psikolojisine etkisi

Asıl meseleye gelelim. Perşembe Yaylası kaç rakım? sorusunun cevabı yaklaşık olarak 1500 metre civarı. Ama bu sayı sadece bir rakam değil. Bu, “ben artık şehir stresini bırakıp biraz nefes alacağım” cümlesinin matematiksel hali gibi.

1500 metre deyince bazı insanlar “aa yüksekteymiş” der geçer. Benim beynimde ise şöyle bir sahne oluşuyor: Ben İzmir’de ter içinde metroya koşarken, orada insanlar “bugün bulutlar biraz alçak” diye sohbet ediyor.

Bir an durup düşünüyorum:

— “Ben neden burada yaşıyorum?”

Sonra market fişi geliyor ve gerçeklik beni tokatlıyor.

Rakım dediğin şey aslında sadece yükseklik değil. Bir yaşam temposu farkı. 1500 metre demek; daha az gürültü, daha çok rüzgâr sesi ve muhtemelen insanın kendi düşüncelerini daha net duyması demek. Bu son kısmı biraz tehlikeli olabilir, çünkü ben kendi düşüncelerimi çok duymaya başladığımda genelde gereksiz kararlar veriyorum. Mesela “spora başlayacağım” gibi.

İzmir’den bakınca yayla fikri: romantik ama biraz abartılı

İzmir’de yaz akşamı dışarı çıkmak demek, buhar banyosuna gönüllü girmek gibi bir şey. O yüzden “yayla” kelimesi bizde romantik bir kaçış planı.

Ama işin komik tarafı şu: Biz yayla hayali kurarken bile detaycıyız.

Arkadaşım diyor ki:

— “Orada sabah kahvaltısı yaparız, çay içeriz.”

Ben hemen ekliyorum:

— “Wi-Fi var mı?”

Bir sessizlik oluyor.

Sonra biri beni süzüyor:

— “Sen neden böyle bir insansın?”

Ben de içimden diyorum ki: Çünkü ben İzmir’de yaşayıp hâlâ internet hızına göre hayat kalitesi ölçen bir neslin çocuğuyum.

Ama sonra tekrar o soru geliyor: Perşembe Yaylası kaç rakım?

Çünkü rakım arttıkça insanın beklentisi de değişiyor. Sanki yükseğe çıktıkça hayatın sıkıntıları aşağıda kalacakmış gibi bir his. Çok mantıklı mı? Tartışılır. Ama işe yarıyor mu? Psikolojik olarak evet.

Rakım 1500 metre olunca insanın kendine söylediği yalanlar

Şimdi dürüst olalım. 1500 metreye çıkınca insan değişmiyor. Sadece Instagram’da daha iyi fotoğraf çekiyor.

Ama biz kendimize şöyle hikâyeler anlatıyoruz:

— “Oraya gidince kafamı toparlayacağım.”

Gerçek:

— İlk gün baş ağrısı, ikinci gün adaptasyon, üçüncü gün “ben niye geldim buraya?”

Yine de Perşembe Yaylası’nın o yüksekliği, yani Perşembe Yaylası kaç rakım? sorusunun cevabı olan 1500 metre civarı, insana bir şey vaat ediyor: biraz yavaşlama.

Ben İzmir’de sürekli hızlı konuşan, hızlı yürüyen, hızlı düşünen biriyim. Yayla fikri bana “slow motion hayat” gibi geliyor. Ama sonra fark ediyorum ki ben slow motion’da bile iç sesimi hızlandırıyorum.

İç ses:

— “Şu an huzurlu olman gerekiyor.”

Ben:

— “Tamam da huzur nasıl yapılıyordu?”

Yayla hayali: arkadaş grubunun kolektif kaçış fantezisi

Arkadaş ortamında birisi “yaylaya gidelim” dedi mi, o plan %80 hiç gerçekleşmez ama %100 konuşulur.

Bizde süreç şöyle ilerliyor:

1. Heyecanlı fikir atılır

2. Google Maps açılır

3. “Kaç saat sürüyor ya?” sorusu gelir

4. Herkes bir anda meşgul olur

5. Konu değişir

Ama Perşembe Yaylası özelinde işler biraz farklıydı. Çünkü Perşembe Yaylası kaç rakım? sorusu bile bizi ciddi ciddi düşünmeye itti. Sanki rakım öğrenince hayat planı yapacağız.

Bir arkadaş dedi ki:

— “1500 metre iyiymiş ya, serin olur.”

Ben hemen:

— “1500 metre benim laptop fanından daha serin olamaz ama denemeye değer.”

Gülüşmeler oldu.

Ama içimde küçük bir ses şunu söyledi: “Belki de gerçekten gitmelisin.”

İç sesle yapılan yayla tartışması

Bazen insanın içinde iki kişi yaşıyor gibi oluyor.

Biri ben:

— “Gitsek iyi olur, kafa dağıtırız.”

Diğeri ben:

— “Yol uzun, hazırlık lazım, bir sürü iş var.”

Biri umut satıyor, diğeri Excel tablosu çıkarıyor.

Sonra tekrar o klasik soru: Perşembe Yaylası kaç rakım?

Sanki rakım öğrenince içimdeki iki kişi anlaşacakmış gibi.

Ama anlaşmıyorlar.

Perşembe Yaylası’na gitme fikrinin şehir insanındaki etkisi

Şehirde yaşayan biri için yayla fikri biraz “reset butonu” gibi.

İzmir’de gün içinde yaşadığım şeyleri düşün:

Trafik

Gürültü

Kahve fiyatları

Sürekli yetişme hissi

Sonra Perşembe Yaylası fikri geliyor:

Sessizlik

Doğa

Rüzgâr

Ve en önemlisi: yukarıdan bakma hissi

Burada “yukarıdan bakma” mecazi değil, gerçekten rakım yüksek.

Yani Perşembe Yaylası kaç rakım? sorusunun cevabı sadece bir sayı değil, aynı zamanda “biraz uzaklaşma hakkı”.

Ama dürüst olayım: ben oraya gitsem bile ilk gün “burada nerede kargo geliyor?” diye sorarım.

Yükseğe çıkınca gerçekten değişiyor muyuz?

Bilimsel kısmına girmeden konuşuyorum: İnsan yüksek yerlere çıkınca daha huzurlu hissediyor. Ama ben buna tam inanmıyorum. Çünkü ben aynı anda hem huzurlu olup hem de aç olabilen biriyim.

Yaylada muhtemelen şöyle olur:

— “Ne güzel sessizlik var.”

— “Evet.”

— “Bir şey yiyelim mi?”

İnsan değişmiyor, sadece manzara değişiyor.

Ama yine de Perşembe Yaylası’nın 1500 metre civarındaki rakımı, insana “biraz uzaklaş” hissini iyi veriyor.

İzmirli bir gencin yayla karşısındaki iç monoloğu

Bir an hayal edelim: Perşembe Yaylası’ndayım.

Rüzgâr hafif esiyor. Çimenler var. Telefon çekiyor ama kullanmak istemiyorum (bu kısmı biraz hayal gücü zorladı).

İç ses:

— “Bak işte, hayat bu.”

Ben:

— “Evet ama burada market var mı?”

İç ses:

— “Sakin ol.”

Ben:

— “Tamam sakinim ama akşam Netflix yoksa ben ne yapacağım?”

Sonra tekrar hatırlıyorum: Perşembe Yaylası kaç rakım? sorusunun cevabı 1500 metre civarıydı.

Ve bu bana şunu düşündürüyor: Belki de mesele yukarı çıkmak değil, aşağıdaki gürültüden biraz uzaklaşmak.

Yayla fikrinin komik ciddiyeti

Bazı fikirler vardır, hem komik hem ciddi.

Yayla planı da öyle.

Bir yandan gülüyorsun:

— “Biz gerçekten gidiyor muyuz?”

Bir yandan da ciddi ciddi araştırıyorsun:

— “Perşembe Yaylası kaç rakım, yol durumu nasıl?”

İnsan böyle böyle büyüyor galiba. Ya da en azından internetten rota bakmayı öğreniyor.

Memici okurlarıyla “Perşembe Yaylası kaç rakım” konusunu paylaşmak gerçekten güzeldi. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere!

Son düşünceler gibi duran ama aslında sadece yol düşüncesi

Şehirde yaşayan biri için Perşembe Yaylası gibi yerler sadece bir gezi noktası değil. Aynı zamanda zihinsel bir kaçış kapısı.

Ben hâlâ İzmir’deyim. Gürültü var, tempo var, hayat hızlı akıyor. Ama bazen akşam yürürken düşünüyorum:

“1500 metre yukarıda şu an nasıl bir sessizlik vardır?”

Ve yine o soru geliyor:

Perşembe Yaylası kaç rakım?

Cevabı biliyorum: yaklaşık 1500 metre.

Ama asıl mesele rakam değil. O rakımın temsil ettiği şey: biraz nefes, biraz yavaşlık, biraz “her şeyi aynı anda çözmek zorunda değilim” hissi.

Belki bir gün gerçekten giderim. Belki o gün telefonumu uçak moduna alırım. Belki de sadece manzaraya bakarım.

Ama şunu biliyorum: Her İzmirli gibi ben de biraz serinlik hayali kuruyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
https://piabella.casino/