Kapalıçarşı’ya Girmeden Önce Kaybolmak: İzmir’den İstanbul’a Uzanan Komik Bir Yolculuk
İzmir’de yaşayan biri olarak hayatımın büyük kısmı “rahatlık” kelimesinin çevresinde dönüyor. İnsanlar burada acele etmez, çay biraz uzun içilir, espriler yarım kalmaz, güneş zaten her şeyi affeder. Ama bir gün öyle bir karar aldım ki… Kendime bile açıklaması zor: İstanbul’a gidip Kapalıçarşı’yı görecektim.
Daha önce arkadaş grubunda “Kapalı çarşı hangi günler açık?” diye sorunca kahkaha kopmuştu.
“Sen önce Alsancak Pazarı’nı açılış saatleriyle çöz,” demişlerdi.
Ama ben ciddiydim. Ya da en azından kendimi öyle sanıyordum.
İzmir’den çıkış: Hazırlık sandığım şey aslında panikmiş
Yola çıkmadan önce kendime küçük bir araştırma yaptım. Kapalıçarşı hakkında okudukça olay büyüdü. Tarihi var, binlerce dükkân var, kaybolan turistler var… Bir noktadan sonra “Ben neden buraya gidiyorum?” diye sorgulamaya başladım ama iş işten geçmişti.
Arkadaşım Mert’e mesaj attım:
– “Kapalı çarşı hangi günler açık biliyor musun?”
Mert’in cevabı kısa oldu:
– “Sen gitmeden önce hangi günler kapalı olduğunu öğren bence.”
Bu cümle beni düşündürdü. Haklıydı ama biraz da gereksiz özgüven kırıcıydı. Yine de yola çıktım. İçimde hem merak hem de “ben kesin kaybolacağım” hissi vardı.
İstanbul’a varış: Kalabalıkla ilk temas
Sizi Memici’da “Kapalı çarşı hangi günler açık” konusuyla ilgili özenle hazırlanmış bu içeriğe bekliyoruz.
İstanbul’a adım attığım an İzmir’de bıraktığım rahatlık bana el salladı sanki. Herkes bir yere yetişiyor, herkes bir şey biliyor gibi ama kimse kimseye durup açıklama yapmıyor.
Kapalıçarşı’ya doğru yürürken kendi kendime konuşmaya başladım:
– “Tamam, bu iş basit. Harita var, telefon var, ben varım.”
Ama iç sesim hiç güven vermiyordu:
– “Sen daha markette yoğurt seçerken 10 dakika düşünen adamsın.”
Haklıydı.
Kapalıçarşı kapısından giriş: Zaman bükülmesi hissi
Kapalıçarşı kapısından içeri girdiğim anda bir şey değişti. Sanki dışarıdaki modern dünya “ben biraz mola veriyorum” dedi ve beni tarihsel bir labirente bıraktı.
İçeri girince ilk düşündüğüm şey şu oldu:
“Burada GPS çalışmıyorsa ben bittim.”
Koridorlar birbirine benziyor, dükkânlar göz kırpmadan üstüme üstüme geliyor gibi. Bir yandan altınlar parlıyor, bir yandan halılar bana bakıyor sanki:
“Beni almazsan pişman olursun.”
Ben ise sadece susup yürüyordum.
İlk kayboluş: Moral bozukluğu değil, gelenek
Kapalıçarşı’da 7 dakika içinde kayboldum. Bu bir rekor olabilir.
Telefonu çıkardım, haritayı açtım.
Harita dedi ki:
– “Hedefe ulaşılamıyor.”
Ben dedim ki:
– “Biz zaten hiçbir yere ulaşamıyoruz galiba.”
Bir dükkân sahibine sordum:
– “Afedersiniz, çıkış nereden?”
Adam gülerek cevap verdi:
– “Hangi çıkış?”
O an anladım ki burada “çıkış” kavramı biraz felsefi.
Kapalı çarşı hangi günler açık? sorusunun zihinsel çöküşe etkisi
Daha Fazlası İçin: Revm hangi harekelerde yapılır ?
İşte asıl mesele burada başladı. Çünkü ben hâlâ kafamda aynı soruyu döndürüyordum:
Kapalı çarşı hangi günler açık?
Ama bu soru artık basit bir bilgi arayışı değil, bir yaşam stratejisine dönüşmüştü.
Çünkü içeride kayboldukça şunu fark ediyorsun: Açık olsa ne olacak, kapalı olsa ne olacak, sen zaten içeridesin.
Bir dükkânın önünde durup çay içen bir amcaya sordum:
– “Burası her gün açık mı?”
Bana baktı, çayı yudumladı ve dedi ki:
– “Evlat, burası bazen zamana bile açık değil.”
İşte o an zihinsel olarak küçük bir reset attım.
Çarşı içindeki mini sahneler: Satıcılar, turistler ve ben
Bir dükkâna girdim, çıkmak zorunda kaldım çünkü “sadece bakıyorum” cümlesi burada geçerli değil. Her bakış bir potansiyel alışveriş sayılıyor.
Bir satıcı:
– “Hangi ülke?”
Ben:
– “İzmir.”
Adam durdu.
– “O ülke değil.”
İşte burada kültürel bir kriz yaşadım ama gülmemek için kendimi zor tuttum.
Yanımda yürüyen bir turist sürekli fotoğraf çekiyordu. İçimden dedim ki:
“Benim fotoğrafımı çekse en fazla ‘kaybolmuş bir birey’ konsepti çıkar.”
Altınlar, halılar ve benim bütçe gerçekliğim
Bir dükkânda halılar o kadar güzel ki, insan kendini bir anda zengin hissediyor. Sonra fiyatı duyunca tekrar fakirleşiyorsun. Bu duygusal döngü Kapalıçarşı’da saniyelik yaşanıyor.
Satıcı:
– “Bunun el işçiliği 6 ay sürdü.”
Ben:
– “Ben 6 ayda sadece Netflix listemi bitiriyorum.”
O an ikimiz de birbirimizi anladık ama hayatlarımız örtüşmedi.
Bu içeriğimizle “Kapalı çarşı hangi günler açık” hakkında kapsamlı bir bakış açısı sunmaya çalıştık. Memici okurlarına sevgilerle!
Kapalıçarşı’nın ritmi: Kaosun içindeki düzen
Bir süre sonra fark ettim ki aslında çarşıda bir düzen var. Sadece benim alışık olduğum düzenden değil.
İnsanlar bağırıyor ama bu bağırma kavga değil, iletişim yöntemi.
Koridorlar karışık ama herkes kendi yolunu biliyor.
Ben ise ortada “ben neredeyim?” modunda dolaşıyorum.
İç sesim yine devreye girdi:
– “Sen İzmir’de bile yön bulma uygulamasıyla yürüyen adamsın.”
Haklıydı ama artık alışmıştım.
Kısa kaçış anı: Çıkışı bulduğum an
Bir noktada gerçekten çıkışı buldum. Nasıl oldu bilmiyorum. Belki de çarşı beni bıraktı.
Güneş ışığını görünce bir rahatlama geldi.
Sanki bir video oyununda level bitirmişim gibi hissettim.
Kendi kendime dedim ki:
– “Başardım.”
Ama hemen ardından düşündüm:
– “Aslında sadece çıkışı buldum, başarı sayılmaz.”
Kapalıçarşı deneyimi sonrası düşünceler
Dışarı çıktığımda şunu fark ettim: Buraya “Kapalı çarşı hangi günler açık?” diye gelmiştim ama aslında doğru soru bu değildi.
Doğru soru şuydu:
“Ben bu kadar karmaşanın içinde ne kadar dayanabilirim?”
Cevap basit: Dayanabiliyorum ama sürekli espri yaparak.
İzmir’e döndüğümde arkadaşlara anlattım:
– “Kapalıçarşı’ya girdim.”
Mert:
– “Çıktın mı?”
Ben:
– “Evet.”
Mert:
– “O zaman tam anlamıyla girmiş sayılmazsın.”
Haklı olabilir.
Ama şunu öğrendim: Kapalıçarşı sadece bir yer değil, bir deneyim. Günleri önemli ama hissi daha önemli.
Ve belki de en komik gerçek şu: İnsan oraya “hangi günler açık” diye gidiyor ama içeride zamanın kendisi zaten açık plan çalışıyor.