Öğrenmenin Gücüyle Dönüşüm: Şiddete Meyilli Çocuğa Nasıl Davranmalı?
Bir eğitimci olarak, her çocuğun içinde öğrenmenin dönüştürücü bir gücü olduğuna inanırım. Çünkü hiçbir davranış —özellikle şiddet eğilimi— doğuştan gelen bir kader değildir. Her çocuk, doğru rehberlik ve anlayışla duygularını dönüştürebilir. “Şiddete meyilli çocuk” ifadesi, aslında bize bir çocuğun yardım çağrısını anlatır: Duygularını yönetemeyen, anlaşılmamış ve çoğu zaman sevgiye ihtiyaç duyan bir bireyin sessiz çığlığıdır.
Şiddet Eğiliminin Pedagojik Arka Planı
Şiddet davranışı, yalnızca fiziksel bir eylem değildir; aynı zamanda öğrenilmiş bir tepkidir. Çocuk, çevresindeki etkileşimleri gözlemler, model alır ve duygusal gerilimlerini dışavurmak için bu davranışları kullanır. Bandura’nın Sosyal Öğrenme Kuramı bu noktada bize önemli bir çerçeve sunar: çocuklar, davranışları gözlem yoluyla öğrenir. Eğer çevresinde öfke, bağırma, ceza veya şiddet dili varsa; çocuk, bunu normal bir tepki biçimi olarak içselleştirir.
Dolayısıyla “şiddete meyilli” bir çocuğa yaklaşırken öncelikle bu davranışın kökenini anlamak gerekir. Çocuk neden saldırgan? Neden öfkesini kontrol edemiyor? Bu soruların yanıtı, pedagojik sürecin başlangıç noktasıdır.
Davranışın Arkasındaki Duyguyu Anlamak
Her saldırgan davranışın ardında bir duygu gizlidir. Bu duygu çoğu zaman korku, kaygı, değersizlik hissi ya da güvensizliktir. Çocuk, sözcüklerle ifade edemediği duygularını davranışa dönüştürür.
Bir öğretmen veya ebeveyn olarak bu durumda ilk yapılması gereken şey “davranışa değil, duygunun kökenine” odaklanmaktır. Çocuğun ne hissettiğini anlamaya çalışmak, onu susturmak yerine dinlemek, ilk pedagojik adımdır. Çünkü bir çocuk, ancak anlaşıldığını hissettiğinde davranışını değiştirmeye açık hale gelir.
Öğrenme Teorileri Işığında Yaklaşım Stratejileri
1. Davranışçı Yaklaşım:
Bu yaklaşım, olumlu davranışların pekiştirilmesi ve olumsuzların azaltılması üzerine kuruludur. Şiddete başvuran çocuğun saldırgan davranışları cezayla değil; alternatif, olumlu tepkilerin ödüllendirilmesiyle dönüştürülmelidir. “Bağırmadan da anlatabiliyorsun, bunu çok beğendim” gibi cümleler, çocuğun öğrenme sürecini destekler.
2. Bilişsel Öğrenme Kuramı:
Piaget ve Vygotsky’nin görüşlerine göre çocuk, çevresiyle etkileşim içinde düşünmeyi öğrenir. Şiddet eğilimi gösteren bir çocuğa bilişsel farkındalık kazandırmak, ona duygularını tanımlamayı öğretmekle başlar. “Şu anda öfkelisin, fark ettim. Bu duygunu başka nasıl gösterebilirsin?” gibi yönlendirici sorular, çocuğun düşünme becerilerini güçlendirir.
3. Hümanist Yaklaşım:
Maslow ve Rogers’ın önerdiği bu yaklaşım, her bireyin içsel potansiyeline inanır. Çocuğu “problemli” olarak etiketlemek yerine “yardıma ihtiyacı olan” biri olarak görmek, eğitimin insancıl yüzüdür. Empati, anlayış ve koşulsuz kabul, bu çerçevede en etkili araçlardır.
Ev ve Okul Ortamında Uygulanabilecek Pedagojik Yöntemler
– Duygusal Güven Alanı Oluşturun: Çocuk, öfkesini kontrol etmeyi ancak güven içinde öğrenir. Onu tehdit etmek yerine duygularını paylaşabileceği bir alan yaratın.
– Model Olun: Çocuklar davranışları taklit eder. Siz sakin kaldığınızda, o da sakin kalmayı öğrenir.
– Pozitif Disiplin Kullanın: Cezalandırmak yerine neden-sonuç ilişkisini öğretin. “Oyuncağını attığında arkadaşın üzüldü, ne yapabilirsin?” gibi sorularla düşünmesini teşvik edin.
– Duygusal Dil Geliştirin: “Kızgınım, kırıldım, korktum” gibi duygusal ifadeleri öğretmek, şiddetin yerini söze bırakır.
– Yaratıcı Faaliyetler Sunun: Sanat, spor ve oyun; çocuğun öfkesini sağlıklı biçimde dışa vurmasını sağlar.
Toplumsal ve Bireysel Etkiler: Şiddetin Zincirini Kırmak
Bir çocuğun şiddete yönelmesi sadece bireysel bir sorun değil; aynı zamanda toplumsal bir göstergedir. Aile içi iletişim eksiklikleri, medya etkisi, ekonomik zorluklar ve okul iklimi bu davranışları şekillendirir. Eğitimciler, ebeveynler ve toplumun tüm üyeleri, çocukların duygusal güvenliğini sağlayacak ortamlar oluşturmakla sorumludur.
Şiddet eğilimini dönüştürmek, yalnızca çocuğun değil, çevresinin de öğrenmesini gerektirir. Çünkü öğrenme, yalnızca bilgi aktarmak değil; davranışı ve anlayışı dönüştürmektir.
Okuyucuya Bir Davet: Kendi Öğrenme Deneyimini Düşün
Sen hiç öfkelendiğinde nasıl tepki veriyorsun?
Küçükken biri sana bağırdığında ne hissetmiştin?
Bugün bir çocuk öfkelendiğinde, ona nasıl yaklaşıyorsun?
Bu soruların yanıtı, sadece çocukları değil; kendimizi de anlamamıza yardım eder. Çünkü öğrenme, yalnızca çocuklar için değil; yetişkinler için de devam eden bir süreçtir.
Sonuç: Şiddetin Yerine Anlayışı Koymak
Şiddete meyilli çocuğa doğru yaklaşım, onu bastırmak değil; anlamaktır. Öğrenme teorilerinin de gösterdiği gibi, çocuk davranışlarını değiştirmeyi öğrenebilir — yeter ki yetişkinler de onu anlamayı öğrensin.
Bir çocuğun sessiz çığlığını duymak, en büyük pedagojik başarılardan biridir. Ve belki de her birimiz, bir çocuğun dünyasında anlayışın, öfkenin yerine geçebileceğini yeniden öğrenmeliyiz.